Tatilde 25 metre derinlikte fotoğraf keyfi

Canon’un zorlu koşullara uygun kompakt modeli PowerShot D30, suya, toza ve şoka dayanıklılığıyla yaz tatilinin vazgeçilmezi olacak ve tatilde 25 metre derinlikte fotoğraf keyfi yapacaksınız. PowerShot D30’nin bir diğer özelliği de, 2 metreye kadar düşmelere karşı dayanıklı olması.
Canon’un kompak… Gezgin Dergi : http://gezgindergi.com/tatilde-25-metre-derinlikte-fotograf-keyfi/

Pullar ve Seyehat

BİR PARÇA PUL IŞIĞI
“İnsanlar, dağların zirvelerini, denizlerin dalgalarını, büyük ırmakları ve engin okyanusu görmek için seyahat ederler. Fakat bunun yanı sıra en büyük mucize olan kendi varlıklarını göremeden bu dünyadan göçerler.”  / Saint Augustin
Yazı: Aysema Berk
Bir insanın iki tane dünya… Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/pullar-ve-seyehat/

Temmuz’da Gidilecek Yerler

Yazı ve Fotoğraflar : Hakan Özhan
MİLET
Milet’i gördüğünüzde ilk aklınıza gelecek şey Anadolu’nun ne kadar zengin bir kültür mirasına sahip olduğudur. Hala dimdik ayakta duran tiyatrosu bir başka ülkede olsa belki o ülkenin rehber kitaplarının kapağını süslerdi. Ama bugün Milet, binbeş yüz yıl ön… Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/temmuzda-gidilecek-yerler/

Deniz’in Gezi Günlüğü : TAYLAND

Deniz’in Gezi Günlüğü, alışıldık gezi kitaplarından çok farklı. Çocukların da gezgin olabileceği mesajını veren kitabın fotoğraflarını Coşkun Aral çekti, çizimleri Bülent Çelik yaptı. Serinin ilk bölümü olan Tayland, 13 yaşındaki Deniz’in ağzından okuyucusuyla buluşuyor.
Deniz’in Gezi Günlüğü TAY… Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/denizin-gezi-gunlugu-tayland/

Dünyanın hızına Edox Geoscope ile yetişin

http://gezgindergi.com/dunyanin-hizina-edox-geoscope-ile-yetisin/

Tüm dünya’ya tek saat. Tasarım ve dizayn harikası, limitli Edox ‘’Geoscope’’Sık seyahat edenler için.

Tüm Dünya’yı tek bir saatin kadranından görmeye hazır mısınız? Edox’un gezginlere özel saati “Geoscope” tüm dünyadaki saat farklılıklarına tek tuşla uyum sağlıyor.

Dünyanın dönüş hızına, ülkelerin bulundukları yerlere göre yerel saat farklılık gösterir. Sık seyahat edenler kol saatlerini gittikleri her ülkeye göre ayarlarken zorluk çekerler. “Gezgin saati” olarak tanınan Edox Geoscope, tek tuşla bulunduğunuz ülkenin saatine ayak uyduruyor.

gezgindergi_haberler_saat

DÜNYANIN HIZINA AYAK UYDURUN

Dünya üzerindeki saat ayarları belirli bir merkeze göre yapılır. Bu merkezde İngiltere’deki Greenwich merkezidir.

Dünya’nın dönüş hızına göre ülkelerin bulundukları yere göre ülkeler arası saat farklılıkları vardır. Buda Dünya üzerinde Greenwich saatini (0) kabul edilerek +(1.2.3) ya da -(1.2.3) olarak belirtilir. Örneğin Türkiye GMT (Greenwich Mean Time) +2 olarak belirtilir. Bu sayede GMT sabit tutulursa bulunduğunuz ülke saati GMT pozisyonuna göre ayarlanır. Herhangi bir uluslararası seyahat edileceğinde GMT saat farkı saate tanımlandığında o ülkenin saatini kullanır hale gelirsiniz.

Edox’un 130. yıl şerefine hazırladığı bu özel saatte (Geoscope) bu özelliği en kolay şekilde kullanabilmeyi sağlıyor. Bütün butonları vidalı olarak imal edilen bu saat suya dayanıklılık konusunda da yüksek hassasiyet taşıyor.

Sadece 300 adet Limitli sayıda üretilen Geoscope’un 10 âdeti Türkiye’de şimdiden koleksiyonerleri peşinden koşturmaya başladı. Seçkin Saat Mağazalarında bulabileceğiniz bu özel model 10.900 TL fiyatı ile.

www.meysaat.com

 

Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/dunyanin-hizina-edox-geoscope-ile-yetisin/

Yüzümüzden İçeri Bir Kısa Gezi

Yazı : M. Akif Tunç

Her insan biriciktir. Sorsak, kimsenin şüphesi yoktur biricik olduğuna. Ne var ki kendi biricikliğine sahip çıkmaksızın nasıl iddia edilebilir bu; gerçekliği eylemle böylesine sımsıkı bağlı bir insanlık durumu için iddianın ne hükmü olur?

gezgindergi_ yuzumuzden_iceri_bir_kisa_gezi(4)

Evet, insan! Daha doğuştan biricik olmak üzere vardır o. Bunun için her şart birleşmiştir. Bambaşka bir yüze sahiptir; bambaşka bir sese sahiptir; bambaşka parmak izlerine, bambaşka gözlere… Kriminoloji bilimi ve adlî tıp ilerledikçe bir insanı diğerinden ayırmanın beden kaynaklı sayısız yollarına ulaşılıyor. Bir beden olarak, yüzlerce işaretin göstermesiyle, evet, insan biricik bir varlık. Öyle ki, her bir insan tekinin yaşayan insanlar arasında biricik bir yapıya sahip olmasından hareketle, bu biricik yapının en küçük unsuruna kadar, gelmiş geçmiş ve gelecek insanların hiçbirinde aynısının olmadığına ve olmayacağına dair halihazırdaki gerçekliğe dayanan bir kanaat var. Bu durumda, her birimizin her biri birbirinden farklı on adet parmağının gelmiş geçmiş ve gelecek insan sayısıyla çarpımından çıkan ve belki de katrilyonları bulan farklı parmak izinin, bir parmak boğumu kadar alana sığması kahredici güçte bir sanata ve düzene işaret ediyor. Bir kağıdın üzerindeki duruşundan, işgal ettiği küçücük yerden onun bir parmak izi olduğu rahatlıkla anlaşılan ve böylelikle kendi arasında birlik arz eden; ama bu birlik içinde hepsi birbirinden farklı olan ve böylelikle baş döndürücü bir iradenin yansımasıyla biriciklik arz eden işaretler.

İşte budur; insanın fizikî yapısıyla dıştan neredeyse sonsuzca biricik çatılmasının arkasında, insanı aslında nasılsa öyle olmaya, yani onu, hisler, hünerler ve yönelimler itibarıyla içte şüphesiz sonsuzca biricik çatılmış evrence engin yapısıyla karşılaşmaya (ona ulaşmaya) iten bir irade var. İşte yüz! İçteki biricikliğin dıştaki en bariz gerekçesi; onun en önemli sergisi. Halbuki ne kadar çok tekdüze yüz var; ne kadar çok bir örnek bakış var. Herhangi bir mânâ akışına, derinliğine veya katmanına rastlanmayan ne çok çehre var; dağları, vadileri ve ırmakları olmayan birer fizikî harita gibi. Kendi biricikliği üzerine düşünmeyen, emek sarfetmeyen kumlardan mürekkep bir çöl, desek dünyamızın çehresi için, çok mu karamsar bir yaklaşım sergilemiş oluruz?

Günümüzde en sık karşılaştığımız tutumlardan (ısrarlardan) biri, insanların farklı olduklarını gözümüzün içine sokmaya çalışması. Giyimi kuşamıyla, saç kesimiyle makyajıyla, dinlediği müziği, en sevdiği filmleriyle, duyulmadık yerleri gezip görmüşlüğüyle bambaşka (biricik) biri olarak kabul görmeyi umuyor birçok insan. Bunlar bambaşka bir insan olmanın araçları olabilir mi? Birçokları tarafından çok zahmetsizce taklit edilebilen tutumlar veya elde edilebilen şeyler değil mi bunlar? Sonra, nasıl olur da bambaşka bir insan olmak insanlar tarafından amaç hâline getirilebilir ki? Kendiyle karşılaşabilmiş her insan biriciktir. Kendini bilmeye, bunun bilinmeye değer olduğunu kavramaya doğru hamlesi bulunmayan insan nasıl karşılaşacak kendisiyle? Artık, sıklıkla, farklı olmaya çalışanların, sıradanlık araçlarını birbirlerinden kıskananların, bunlarla boyuna birbirlerini aşağılayanların sıradanlığıyla karşı karşıyayız. Ne olursa olsun, insan, zihnen de olsa, bu döngünün dışında kalabilmeli. Aşağılayan bir ifade! Bir yüzün bürünebileceği en talihsiz görünüm, takınabileceği en fena tavır. Bir insan olarak nasıl olmasını istiyoruz evimizin (yüzümüzün-hayatımızın)? İşte geldiğimiz nokta bu: Dıştan son derece gösterişli, hareketli; fakat içten, terk tozlarına batmış, tüm odalarıyla atıl bir ev mi? Yoksa dıştan sade, kimseyi imrendirme gayesi gütmeyen; ama içten, her bir odasında bir canlılığın görüldüğü, bir sanatın işlendiği, yaşayana ve misafiri olana hayat veren bir ev mi?

gezgindergi_ yuzumuzden_iceri_bir_kisa_gezi(1)

Her iki evin kapısı da yüzleridir insanların. Oradan yol buluruz insana. Dış görünümü ve tavırlarıyla gösterişli birçok insanla çok da uzun olmayan bir birliktelikten sonra, çoğu zaman ne denli bir koflukla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Tavırlarıyla ve görünümüyle gösterişten uzak, sade insanlarda ise, çoğu zaman, huzur veren bir derinlikle karşılaşırız. Bu yüzden, dünyanın bütün büyük şairlerinin, romancı ve öykücülerinin tezgâhındaki en değerli kumaştır insan yüzü. Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi romanıyla, yüz kumaşını işleyerek güzellik kavramını tersyüz etmiştir meselâ. Arzu tornasından geçmiş insanların yüzlerinden çıkılan bomboş âlemi de; tinsel olanla beslenen insanların çehrelerinden varılan derin evreni de, en ince kıvrımlarına kadar, bulduk bu başyapıtlarda. Şimdilerde beden dili olarak ortaya konan davranış veya görünüm formlarının ana kaynağıdır bu eserler.

Peki, kendi yüzümüz? Sıkça karşılaştıklarımız içinde en az gördüğümüz değil mi kendi yüzümüz? Hayatımızda tecrübe ettiğimiz hadiselerin, atlattığımız badirelerin, gördüğümüz, duyduğumuz şeylerin içimizdeki, his dünyamızdaki karşılığını yaşayarak (hissederek) biliriz. Ama iç dünyamızda yaşadıklarımızın en büyük delili ve göstergesi olan yüzümüzü bu durumlarda görenler başkalarıdır hep. Hiç kimse, çektiği sıkıntıların, acıların, duyduğu endişenin, telâşın veya sevincin yüzündeki karşılığını görmek için geçmez aynanın karşısına. Tecrübe edilen duygunun kişinin zihnini büsbütün kuşattığı bir sırada kimsenin aklına gelecek bir şey değildir aynaya bakmak. Eğer biri bunu yapıyorsa, ya hislerinde samimi değildir, ya o anki hisleri düşük şiddettedir, ya da profesyoneldir.

Evet, birçok sinema oyuncusu ve tiyatrocu, bu kişilerle yapılan bazı söyleşilerde rastladığımız üzere, gerçekten şiddetli hislerin etkisi altındayken bile, gerçekliği (hafifçe!) incitme pahasına, duyduğu hislerin yüzündeki karşılığını; fakat daha da önemlisi, başka gözlerdeki (o hisleri duyan) kendini görmek için yakınlarındaki bir aynada yüzlerini görme fırsatını tepmiyor. Yüzlerinin (sanatlarının hem ham maddesi hem tezgahının; yani neredeyse her şeylerinin) başka gözlerde uyandıracağı sahicilik hissi adına katlandıkları bu sahtelik, onlar için bile, kolayca mazur görebileceğimiz bir şey değil.

gezgindergi_ yuzumuzden_iceri_bir_kisa_gezi(3)

Yüzümüzün başkaları tarafından nasıl göründüğü, oldukça tabîi, hatta her insana gereken bir merak. Kişinin bir bütün olarak kendi görünüşüne dikkat etmesi, zaten, onun hem kendine hem başkalarına duyması gereken saygının gereği. İnsan aynaya bakarken, kendi mimiklerinin nasıl göründüğünü belli ölçüde merak da edebilir. Ancak, içinde bulunduğu duruma göre kendi işine yarayacak yüz halini gerektiği anda takınma peşindeki bir insanın aynı karşısındaki temrinleri, bize, olduğu gibi görünmekten zararlı çıkacağına şüphesi olmayan ve buna yanaşmayan, göründüğü gibi olmayı ise kendisi için imkânsız gören, yani insan olmanın çok azına razı olmuş bir insanı resmeder. Evet, galiba, insanın önündeki en büyük mesele bu: Olmak ya da olmamak.

(Ayna karşısındaki temrinler deyince aklıma Martin Scorsese’in “Taxi Driver” filminden bir sahne geliyor: Burada, Robert De Niro (taksi şoförü) toplumdaki rezilliğe karşı tek başına kılıcını çeken, yormayan felsefeli bir modern Don Kişot figürüdür. Kahraman filmin bir sahnesinde, bir hamleyle tabancayı eline ulaştıran, kolundaki, kendi yaptığı bir mekanizmanın çalışmasını denemektedir. Bunu yaparken, aynı zamanda, rakibine aman vermeden işini bitirecek hünerde hazırladığı tuzağın da verdiği müthiş bir güven hissiyle, bir yandan hasmına (aynaya) karşı gözlerini elmacık kemiklerinden itibaren kısmak ve böylelikle dudaklarını birbirinden ayırarak ağzı tehditkâr bir görünüme kavuşturmak suretiyle; diğer yandan ellerini kendi göğsünün üzerine doğrultup silkelerken boyun, bel ve dizleriyle de ellerinin rezonansına uymak suretiyle, aynaya (hasmına) karşı “Bana mı dedin? Bana mı dedin?” diyerek meydan okuyor; böylece yüzünde ve sesinde bulunması gereken sert erkek (tough guy) edasının en mükemmel kıvamına ulaşmaya çalışıyor ayna karşısında. Öyle ki, kendisini küçümseyen hasmının işinin bitişi ve bu gerçekleşirken bir bütün olarak kendi görünüşü, kusursuz bir sanat eseri olmalı.)

Gerçekten de, kendi hislerimizin yüzümüzdeki yansımasıyla neredeyse hiç karşılaşmıyorsak ve zaten buysa tabîi olan, onunla karşılaşan başkalarına (bize-yakınlarımıza-arkadaşlarımıza) bir sorumluluk düşüyor buradan: onu okumak. Kişinin hislerini gizlemek adına yaptığı savunma oyunlarını deşifre etmek ve sezdirmeden bir tebessümle sisleri dağıtmak, yetişmek yardımına sıkıntılı ya da kederli kişinin. Tebessüm, bir yüzün uğrayabileceği belki en zor, ne var ki en güzel yamaç. Çünkü kendi dertlerine yüz vermeyerek ve ancak sevme ve acıma ateşiyle yüzde tutuşturulabilen bir şey tebessüm. Yaşamanın değil yaşatmanın tadını seven ve önceleyen kişilerin sermayesi o. Ne diyordu bir yüz (d)okuma ustası Van Gogh: “Her kim kendi yaşamını kurtarırsa onu kaybedecektir; ama kim yaşamını daha yüce bir şey için kaybederse onu bulacaktır.”

YÜZÜMÜZDEN İÇERİ BİR KISA GEZİ – Bu yazı 2007 yılının Mayıs ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 4. sayısından alınmıştır.

– Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/yuzumuzden-iceri-bir-kisa-gezi/

Baharat Kokulu Ada Zanzibar

Gezen insanlara öncelikle sorulan sorulardan biridir: ‘Şimdiye kadar seni en çok etkileyen yer neresi oldu?’ O kadar sık karşılaşılmasına rağmen yine her seyyah, gönlünden geçen cevabı verir… Farklı sebeplerle farklı ülkeler, şehirler sayarsınız ama sonra fark edersiniz ki, bazıları daha derin iz bırakmıştır.

Yazı ve Fotoğraflar. Sevde Sevan Usak

Ben de bu soruyla karşılaştığımda fark ettim ki, beni en çok etkileyen yerler su ile yakın teması olanlar. İçinden kanallar geçen şehirler, kenarından denizlere el salladığınız ülkeler ya da nereye dönerseniz dönün, gözlerinizin okyanusla buluştuğu adalar… Ama yine de hiçbir yer ‘Ben burada yaşayabilirim,’ dedirtmemişti bana, taaa ki
Zanzibar’la tanışana kadar…

Tekrar Tekrar Gitmek

Sanırım siz bu yazıyı okurken ben yine orada olacağım. Memleket gibi özlediğim, sıkça ziyaret ettiğim beldede. Zanzibar’la ilgili çokça şey okuyabilirsiniz internette. Gidenler, görenler, gezenler orada yapılabileceklere, alınabilecek günübirlik turlara, yüzülebilecek güzel sahillere dair çokça şey anlatmışlar zaten. Ki hepsi tadılması gereken lezzetler… Ama onlardan çok daha önce beni etkileyen şeylerden bahsetmeliyim. Öncelikle samimiyet… İçinize işleyen, hala güzel insanlar var şükür dedirten, o hal ve tavırlar.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-2Çocuklar her yerde poz vermeyi biliyorlar.

Her konuda ellerinden geldiği kadar size yardımcı olmaya çalışan insanlar… Ve yüzlerden eksik olmayan tebessüm. Neşe ile işlerini yapan, size de çok fazla stres yaşatmayan insanlar. Aç gözlülükten uzak, kanaatkar ve mutlu insanlar. Adanın huzurunu daha fazla para kazanmaya tercih edenler. Aslında dört beş satırda anlatılan ve çok basitmiş gibi duran şu birkaç şey, orada geçirdiğiniz her dakikaya ayrı bir mutluluk katıyor. Adanın güzelliği, insanların güzelliği ile taçlanıyor. Tabii ada halkının neredeyse tamamının Müslüman olmasının da ayrı bir etkisi var üzerinizde. Ezan sesi duyabildiğiniz, mescidine gidebildiğiniz, parkında dahi olsa yemeğini rahatça yiyebildiğiniz, beyaz Müslümanların muhabbetle kucaklandığı bir yer ayrıca.

Unguja ve Pemba

Zanzibar adı aslında Tanzanya’ya bağlı olarak özerk yönetilen Unguja ve Pemba adalarının ikisine birden verilse de, gündelik kullanımda Unguja adası için kullanılmakta. Stone Town bölgenin başkenti. Zanzibar İran’dan gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Zangibar olarak da kullanılan ada ismi, Farsçada ‘zencilerin sahili’ anlamına geliyor. 1500’lü yılların başlarından, 1600’lü yılların sonlarına kadar Portekiz hakimiyeti altında kalan ada, Portekizlilerin ardından Umman Sultanlığı’nın denetimine geçmiş. İktidar kavgalarının ardından da, Birleşik Krallığın yönetimi ele almasıyla ada sömürgeleştirilmiş. 1890-1963 yılları arasında Birleşik Krallığın atadığı valiler ile yönetilen ada, 1963’te bağımsızlığını ilan etmiş ve 1964’te özerk bölge olarak Tanzanya’ya bağlanmış.

Darüsselam’dan Stone Town’a

Zanzibar’a nasıl gidilir diye soranlara birkaç yol önermek mümkün. Tanzanya’nın ticari başkenti olan Darüsselam’a Türkiye’den direkt uçuş var. Türk Hava Yolları ile yaklaşık 7 saatte Darüsselam’a uçmak mümkün. Uçakta dağıtılan formları önceden doldurup, havaalanına indiğinizde hızlıca hareket ederseniz çok fazla oyalanmadan kapı vizesi alabilirsiniz. Ağır hareket etmeniz durumunda biraz kuyruk bekleyeceksiniz. İniş, vize ve bagaj işlemlerinden sonra yaklaşık gece 03.00 gibi havaalanının dışında kendinizi buluyorsunuz. Eğer adaya ana karadan uçakla geçmeyi planlıyorsanız -ki yaklaşık 20 dakika sürüyor- iç uçuş için farklı bir yere havaalanına geçip 3-4 saat oyalanmanız gerekiyor.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-3Kapılar tarihe tanıklık ediyor. Geçmiş, kapının arkasında; gelecek, önünde duruyor.

Bu arada ben buralara kadar gelmişken bir de Tanzanya’nın en büyük şehrini göreyim, en azından bir gece konaklayayım, yol yorgunluğumu atayım diyebilirsiniz. Bu durumda bir otele geçip, gün içerisinde şehri dolaşıp akşam üzeri uçakla adaya geçebilirsiniz. Bir diğer seçenek de, Darüsselam’dan feribot ile adaya geçmek. Bu durumda yine dinlenip, geceyi ayakta geçirmek yerine bir otelde geçirip, gün içerisindeki farklı feribot tarifelerini değerlendirip adaya geçebilirsiniz.

Önceden net üzerinden feribot rezervasyonu yaptırmanız da mümkün. Ben iki şekilde de gittim adaya. Uçakla kısa sürüyor ancak, iç hat uçuşu olduğu için valiz ağırlık limiti 20 kg. İstanbul Darüsselam uçuşundaki 40 kilo bagaj limitini rahat rahat kullananlar için sıkıntılı olabilir tabii… Feribot yaklaşık 2 saat kadar sürüyor, okyanusu seyrede seyrede yol almak mümkün. Tercih size kalmış.

Köle Ticareti

Sadece benim için değil, ziyaret eden yüzlerce insan için de adadaki en hüzünlü yer burası olsa gerek: Köle Pazarı (Slave Market). Kölelerin bir nevi dağıtım noktasıymış yıllarca Stone Town. Afrika’nın farklı ülkelerinden getirilen siyahlar, bu zindanlarda dayanıklılık testine tabi tutulup beyazlara hizmet etmek üzere farklı ülkelere götürülüp satılmış yıllarca. Alt katta gördüğünüz iki zindan, gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. 8-10 metrekare ve alçak tavanlı bu mekanlarda insanlar boyunlarından bağlanıp, hareket edemeyecek şekilde yan yana dizilip, test için 3 gün bekletiliyorlarmış.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-4Zanzibar halkı acılarla dolu geçmişini heykellerle hatırlıyor ve hatırlatıyor.

Zincirleri hala orada görebiliyorsunuz. Erkekler bir zindana, çocuklar ve kadınlar diğerine. 3 gün sonunda sağ kalanlar, dayanıklılık testini geçip, köle olarak satılmak üzere gemilere bindiriliyormuş. Bahçedeki sembolik köle ticareti heykeli o günleri unutmamak, unutturmamak adına yapılmış olsa gerek. Köle ticaretinin merkezi olan bahçede, heykellerin hemen arkasında bir kilise bulunuyor. Kilise aynı zamanda Zanzibar’ın da ilk kilisesi.

3 Gün Pek Kısa

Ben ilk Zanzibar yolculuğumu bir grup arkadaşla Tanzanya’da safari, Zanzibar’da dinlenme şeklinde planlamıştım. Zanzibar’da sadece 3 günümüz vardı. Arkadaşlarım döndüler ancak ben bir hafta kadar kalış süremi uzatıp, adanın tadına vardım. Bolca fotoğraf çekip, bir ucundan bir ucuna dolaştım. Zanzibar için yaptığınız programın bir haftadan az olmaması gerektiği kanaatindeyim. Böylece hem gezip görmeye hem de dinlenip, denize girmeye vaktiniz olacaktır.

Aslında ilk 3 günü adanın başkenti Stone Town’da kalacak şekilde planlamak, daha sonra tercih edeceğiniz bir sahilde vakit geçirmek daha uygun gibi. Stone Town’da en az 1 tam gününüzü sokaklarda kaybolmaya ve belli mekanları gezmeye ayırmalısınız. Ben her seferinde farklı sokaklardan başlayıp, farklı sokaklardan geçerek aynı sahile çıktım. Gördüğünüz kapılar sizi büyüleyecek. Bir kısmı Hint işçiliği, bir kısmı Arap. Şehir koruma altında olduğu için bir çivi çakılamasa da, duvar sıvaları dökülmüş ve evler biraz harap gözükse de, kapılar geçmiş yüzyılların ihtişamı hakkında size yeterince bilgi veriyor.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-5Güzelliğin rengi çocukların yüzünde.

Ahşap oyma kapılar, Stone Town’ın simgesi haline gelmiş. Tabii kapıların zenginliği, evin sahibinin de zenginliğini yansıtıyor. Sokak aralarında oyun oynayan çocukları fotoğraflamak, dinlenen yaşlılarla selamlaşmak, çektiğiniz fotoğrafları onlara göstermek ayrı bir keyif. Hem medrese hem de devlet okulu eğitimi alan çocuklar kimi zaman entari ve takkeleriyle, kimi zaman tesettürleriyle karşılayacak sizi. Ayrıca evlerin altındaki dükkanlardan da hediyelik eşya almanız mümkün. Ahşap mask, heykel ve yağlıboya tablolar ayrı bir dikkatle incelenmeyi hak ediyor. Sokaklarda kaybolmaya bakın, nasıl olsa her durumda sahilde buluyorsunuz kendinizi.

İlk Kez Tanışılan Balıklar

Her ne kadar isimlerini bilmesem de pembe ve mavi balıkları ilk gördüğüm yer Zanzibar. Balık pazarı, kokusu sebebiyle rahat gezemeyeceğiniz bir yer gibi gözükse de biraz zorlayıp dolaşmakta fayda var. İlk kez göreceğiniz birçok türle karşılaşabilirsiniz. Balık pazarının hemen yanında baharat kokularını takip ettiğinizde bir kapalı pazar bulmanız da mümkün. Yine bir kısım tropik meyvelere burada rastlayabilirsiniz. Eğer kırmızı muz görür ya da bulursanız mutlaka tadına bakın. Çok lezzetli, bir tanesiyle bile öğün niyetine doymak mümkün. Dünya üzerinde yediğim en güzel ananasın da burada yetiştiğini söyleyebilirim. Tanıdık sebzeler, tanımadık şekillerde karşımıza çıkabiliyor yine bu pazarda.

Neredeyse yeşil fasulye büyüklüğünde bamyalar var. Sizi mest eden koku karanfilden geliyor. Dünyanın en büyük baharat merkezlerinden biri, Zanzibar. Hediyelik sunumla hazırlanmış bir çelenk karanfil, annemin mutfağında hala kokmakta. Bu sebeple ‘Baharat Kokulu Ada’da diyorlar Zanzibar’a. Zaten Stone Town’dan bir baharat turu da alıp, bir baharat bahçesini gezmeniz de mümkün. Bahçeden bir hayli büyükçe, neredeyse orman olarak tanımlanabilecek yerler buralar. Rehberler eşliğinde onlarca baharatın nasıl yetiştiğini görüp, tadına bakabiliyorsunuz. Gezinin finalinde yiyeceğiniz meyvelerin tadını da unutamayacaksınız.

Sosyal Mekanlar, Parklar

Sahil kenarındaki Forodhani Park, ada halkını daha yakından tanımak ve biraz da olsa soluklanmak için ideal bir yer. Gün içerisinde yoğun turist gruplarının yerini akşam üzeri, aileleri ile parka gelen yerel halk alıyor. Gün batımından hemen önce onlarca hatta yüzlerce çocuk birlikte denize giriyorlar.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-6Zanzibar sahillerinde en sık karşılaşılan manzaralardan biri… Denizden dönecek eşlerini bekleyen ve onlara yardım eden kadınlar…

Gün batımında denizde yüzen, oyunlar oynayan çocukları seyretmek tatlı bir huzur veriyor insana. Hava kararmaya başladığı andan itibaren açık pazara dönüşen parktan bu kez de leziz kokular yükseliyor. Denizden çıkan her şeyin piştiği tezgahların başında yerel halk dışında, turistler de yemek seçmeye çalışıyor. Şeker kamışı tezgahları, onlarca çeşit tropik meyve, tatlısı tuzlusu ama en çok da deniz ürünleri..

Rahatça yemek yiyebilirsiniz ama tedirgin olabilecek olanlar için söyleyelim, o ortamda bulunmak dahi ayrı bir zevk. Park ayrıca grupla gezenler için de iyi bir buluşma noktası olabilir. Çünkü hemen etrafında tarihi binalar ve müzeler yer alıyor. Bağımsız olarak buralara gidip daha sonra parkta grup arkadaşlarınızla da buluşabilirsiniz.

Günü Birlik Turlar

Başkentte kalıp günübirlik turlar almak mümkün demiştim. Baharat turundan bahsetmiştim daha önce. Bu tur genelde yarım günlük tur olarak alınıyor ve aşağı yukarı 3 saat kadar sürüyor. Aslında sahil kenarında kaldığınız otelden de alabilirsiniz ama baharat bahçeleri Stone Town’a yakın olduğundan oradan almak daha makul. Ayrıca tur alarak ya da yarım günlük, günlük araç kiralayarak Jozani Park ve Butterfly Center’a da gitmek mümkün. Araç kiralamak isteyenler için minik bir hatırlatma: Trafik polisi o kadar çok durduruyor ki – rüşvet de yaygın-, şoförle araç kiralamak çok daha rahat. Jozanni Park, endemik bir maymun türü olan Red Colobus Monkey’i yanak yanağa görebileceğiniz bir park.

Yine rehberle dolaşırken rahatça maymunları seyredebilir, fotoğraf çekebilir, videoya alabilirsiniz. Parkın bir diğer tarafında da Mangrov Ormanları bulunuyor. Kökleri tuzlu suda bulunan bu ağaçların tohumları, gelişim serüvenleri bir hayli ilginç. Dünyada çok az yerde görülebilir bu ormanı da gezmekte fayda var. Yine bu parka yakın bir de kelebek parkı bulunuyor. Şoförle ona göre anlaşıp o park da gezilebilir. Pek büyük olmamakla birlikte ilgi çekici denilebilir.

Ayrıca yine aynı rota üzerinden dünyanın ilginç restoranları kategorisinde yer alan Rock Restoranda görülesi, hatta önceden rezervasyonla yemek yenilesi bir yer. Benim için ilginç bir deneyime de sebep oldu. Sabah 11.00 civarları, yürüyerek restorana gittik. Birkaç saat oturup yemeğimizi yedikten sonra bir de baktık ki, restoran suyun üzerinde. Kıyıdan yürüyerek geldiğimiz yerden, sandalla döndük tekrar. Gelgitin ne kadar yoğun olduğunu da anladık böylece.

Bir Acayip Ev

Stone Town’ın neredeyse en çok ilgi çeken evi, Beytül Acayip. (House of Wonder) Feribotla adaya gelenlerin uzaktan ilk seçtikleri bina. Saat kulesi ve büyük balkonlarıyla hemen dikkat çekiyor. Tamamlandığı tarihte (1883) Doğu Afrika’nın en yüksek binası olan yer, asansörün ilk kullanıldığı, su ve elektriğin ilk yer aldığı ev olmasından dolayı ‘Acayip Ev’ olarak anılıyormuş. Ben birkaç kez
uğradım ama her seferinde restorasyonda olduğu için evin içini görmem mümkün olmadı. Yine aynı caddenin üzerinde birkaç bina daha var görülmesi gereken.

Ben National Museum’u gezdim. Bir rehber eşliğinde-müzenin rehberi- Zanzibar tarihine dair fotoğraflarla bilgiler aldım. Rehber bir hayli ayrıntılı anlattı sağ olsun. Bir dönem dispanser olarak kullanılan Old Dispansery’ de yine gayet zarif ahşap binalardan. Bir o kadar güzel olan da eski dispanserin hemen yanındaki yaşlı Banyan ağacı. Civarında taksilerin beklediği, altında şoförlerin serinlediği o güzel ağaç.

gezgindergi-dunya-baharat-kokulu-zanzibar-7Hediyelik eşya dükkanı

Stone Town’da Tanıdık İsimler

Stone Town ünlü şarkıcı Freddie Mercury’nin doğum yeri olması ile de ünlü. Doğduğu ev müze haline getirilmiş dense de sadece kapısında bir tabela bulunuyor. Evin alt katı da çoktan hediyelik eşya dükkanı olarak işletilmeye başlanmış. Tam da evin olduğu sokakta ağırlıklı olarak hediyelik eşya satan dükkanlar var. Benim fark ettiğim kadarıyla hediyelik eşya sektörü daha ziyade Hintlilerin, restoran ve tesisler de daha ziyade İtalyanların elinde.

Yerli halk ve anakaradan gelen Masailer daha ziyade turistlerin yanlarına gelerek ellerindeki hediyelikleri satmaya çalışıyorlar. Masailer Stone Town dışında neredeyse tüm sahil şeridinde minik dükkanlara sahip. Freddie Mercury’ye geri dönersek, sahilde aynı isimle meşhur bir lokanta var. Bana pek cazip gelmemekle birlikte, -yemeğini de pek beğenmedim- birçok turistin özel ziyaret ettiği en azından bir akşam yemeği yediği bir mekan. Stone Town’da yemek konusunda pek zorlanmazsınız ama işletmeler Avrupalıların olduğu için fiyatlar da ona göre tabii.

Gelgitlerin Ardından

Stone Town’da 3-4 gün kaldıktan sonra ada sahillerinde bir yerde daha sakin günlere yelken açabilirsiniz. Aslında kalmak isteyeceğiniz sahili biraz da ne yapmak istediğinize bağlı olarak seçmelisiniz. ‘Ben denize girmek istiyorum’ diyenler için, adanın kuzey bölgesi Nungwi en uygun yeri. Gelgitin neredeyse hiç olmadığı tüm gün denize girebileceğiniz, nispeten biraz daha kalabalık olan bölge Nungwi. Ben orada konaklamadım ancak denize girip, fotoğraf çekme imkanım oldu. Gelgiti görmek, zaman zaman yüzmek ve yürümek istiyorum.

Yerel halkla karşılaşmak hoşuma gider derseniz, Uroa ve Kwengwa gayet ideal. Ben iki yerde de kaldım. Gelgit sonrası deniz yıldızı fotoğrafları çektim. Gelgitle boşalan alanda yosun, deniz kabukları toplayan ve sonra da onları satan kadınlarla tanıştım. Söylenenlere göre Paje Plajı, rüzgarı sebebiyle ‘kite surf’ yapanlar için ideal bir yer. Kizimkazı kıyıları ise yunuslarla yüzmek isteyenler için ideal. Teknelerle balığa çıkmak, tüple dalmak, snorkelle dalmak, hepsi mümkün.

Ayrıca şu da var ki, Stone Town’da bir gününüzü ayırıp kiraladığınız araçla tüm plajları da gezebilirsiniz. Önceden rezervasyon yaptırabildiğiniz gibi, gezip görüp beğenip de tercih edebilirsiniz. Mavi Tur almak da mümkün, böylece bir görünüp bir kaybolan deniz ortası kumsallarında meyve yiyip, güneşlenip yüzebilir, Mangrov ormanlarının içinde kulaç atabilirsiniz. Tercihleriniz beklentilerinizle alakalı… Ben tüm sahil şeridini gördüm neredeyse, 2 tam gün araç kiralayıp her plajı gezip fotoğrafladım. Otel, bungalov seçimimi de Uroa ve Kwengwa’dan yana yaptım. Tenha oldukları ve ihtiyacım olan huzuru sağlayabildikleri için.

Prison Island ve Kaplumbağalar

Plajlarda dinlendikten sonra adaya veda etmeden son gün, dev kaplumbağaları görmek için de vakit ayırabilirsiniz. Stone Town’da hemen kıyıdan bir balıkçıyla anlaşıp, Prison Island’a 15-20 dakikada geçmek mümkün. 200 yaşına merdiven dayamış dünyamızın ağır misafirlerini selamlamak ve onlarla bir fotoğraf çektirmek de güzel bir final olsa gerek…

Dinlenmiş, mutlu, huzurlu ve memnun ayrılacaksınız adadan… Her daim tebessümle hatırlayacağınız güzel anılar bırakacak ada hafızanızda. Hatta döner dönmez, ne zaman tekrar gelebilirim diye düşünüp, plan yapmaya bile başlayacaksınız…

Bu yazı 2014 yılının Mayıs ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 87. sayısından alınmıştır.

– Gezgin Dergi – : http://gezgindergi.com/baharat-kokulu-ada-zanzibar/